Dünyanın saygıyla andığı, derslerinde okuttuğu büyük Kurtuluş Savaşımız’ın üzerinden yaklaşık doksan yıl geçmiş.
 
     Sömürüye, emperyalizme kafa tuttuğumuz, bin yıldır yurt bildiğimiz, defalarca uğruna savaştığımız, üzerinde destanlar yazdığımız topraklarda kadın, erkek, çoluk çocuk, genç yaşlı demeden “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır…” diyerek, bu topraklar ‘Vatan’ olsun diye bir bir toprağa düşmemizin mükafatı bu ülke.
 
     Ve bugün. Doksan yıl sonra. Densizlerin dillerinde ‘karanlık çağ’ olarak tanımlayıp her fırsatta hırpalamaya çalıştıkları gün için Mustafa Kemal bizi daha o günlerden “iktidara  sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler” diyerek uyarmıştı.
Bu durumda dahi muhtaç olduğumuz güce sahip bir millet olduğumuzu söylüyordu Atatürk.
 
Neydi ‘Mümtaz’ şahsı rahatsız eden?
Neydi Atatürkçülük?
 
     ‘Hasta Adam’a tam bağımsızlık aşılayan, kadınına seçme ve seçilme hakkını veren, egemenliği gençlere emanet eden. ıstikbal’in göklerde olduğunu 1900’lerin başında görmüş, deha.
     Savaşın daha başında Büyük Millet Meclisini açan ‘Bağımsızlığı kayıtsız şartsız milletine teslim eden, Köylüye efendi gözüyle bakan bir devlet  adamı.
     Kurtuluş Savaşı’nın başlarından itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün programlarının dayanağı, şu temeldir: Tam bağımsızlık kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!..
 
Çünkü,  Akıldır Mustafa Kemal! 
     Aklı sevmektir Atatürkçülük. Eşitliği benimsemek. Emperyalizme kafa tutmaktır topyekün. Söz konusu ‘Vatan’sa gerisi teferruattır çünkü. Düşman topraklarımızda cirit atarken ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyebilme gücüdür.
     Özgüvendir Atatürk.
     Son dönemde yaşadığımızın aksine ‘vekil maaşlarının’ öğretmen maaşlarını geçmemesi gerektiğini düşünmektir. ‘Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır’ der öğretmenlere, çünkü bilir ki ‘Cumhuriyet fikri hür, vicdanı hür nesiller ister’.
     Bütün bunları görebilme vizyonudur ‘Atatürkçülük’
     Herkesten O’nu anlamasını beklememek gerekir. Zira O “Biz cahil dediğimiz vakit, mutlaka mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikatı bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okuma bilmeyenlerden de hakikatı  gören hakiki âlimler çıkar” demiştir.
 
     ‘Atatürkçülüğü’ hakaret saymak, erdemi hakaret saymaktır.
     Hz. Mevlana’nın da dediği gibi “Eşşekten şeker esirgenmez ama eşşek yaratılışı bakımından otu beğenir”
 
     Bizler genç Cumhuriyetimizin, Devletine bağlı, Yenilikleri arayan, ınançların özgürce yaşanabileceği, hiçbir sınıf ve güç önünde eğilmeden, özgür birey, özgür ulus olarak Cumhuriyetimizi sonsuza dek yaşatma sözü veren ve Atatürkçülüğü Şeref sayanlarız..
 
     Malumun ilanına değildir öfkemiz, kızdığımız nokta malum şahsın atandığı makama yakışmamasıdır.
     Velhasıl kendisi de baskılara dayanamayarak istifa etmiştir.
     Ne diyelim… gün olur devran döner.
            Sevgiyle kalın    

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile